İnsan mevsimleri, mevsim değişikliklerini en çok hava sıcaklığıyla yaşar, hisseder. Ben ağaç dallarında yaşarım mevsimlerin geçişini… Baharda tomurcukların kıpırdanışı… Yazda yapraklarla meyvelerin üretim dansına duruşu… Sonbaharın sarısı… Kışın çıplaklığı… Silivri’de mevsim değişikliklerinin havalardan sonraki habercisi kantin – manav listesi… Haftalık satılacak ürün listesini yapanlar 2 ya da 3 mevsim meyvesi seçiyorlar. Martta portakal vardı. Son haftasında dişleri kamaştıran, sert yeşil erik baharı müjdeledi. Bir kiloluk hazır plastik kapların içinde satılan eriklerin arasında bir yaprak kalmış. Günler sonra ilk kez bir yaprak görünce şaşırmıştım. Ayırıp ayrı bir köşeye koydum. Mayısta çilekle yaz başladı. Çabuk bozuluyordu ama olsun. Ara ara muz da satılıyordu ama mevsimi anlatmıyordu. Haziran bizi karpuzla karşıladı. Haftalarca beşer kiloluk karpuzlar beyaz plastik masaların yaz rengiydi. Sanırım yaşamımda en çok karpuz yediğim yaz, bu yazdır. Kirazı da unutulmamalıyım. Birkaç hafta kirazla doldu soframız. Temmuzda taze beyaz üzümler yaz mevsiminin meyve bahçelerinin tümüne ulaştığını gösteriyordu. Çünkü hemen ardından 2 haftalığına da olsa şeftali geldi kantine… *** Ağustos en zengin ayımızdı desem yeridir. Üzüm, incir, kavun… Hangisini istersen onunla avun… Koğuşa tüm meyveleriyle yaz geldi. İncir gelmez sanıyordum. Sürpriz oldu. Tam mevsiminde 2 hafta siyah incirlerin tadına vardık. Sebzeleri anlatmıştım. Marul ve maydanozun soframıza kattığı yeşillik bir yana, onları suyla buluştururken musluğun altında yeşeren orman, doğa hasretine dermandı. *** Bir de içimizdeki mevsimler var. Ayları, günleri dinlemeyen… İnsan vücudu tüm fizik, kimya deneylerini altüst edecek kadar kuralsız değişkenlik gösterebilen ya da tüm karışımlara direnebilen varlıkların başında gelse gerek. Bazen bir mevsim meyvesi insanın içinde kocaman bir ağaç olabiliyor. Özgür günlerde sık kullandığım sözlerden biri şuydu: - Kendimi arıyorum, meşgul çalıyor! Arayamadığım dostların sitemlerini şakayla karışık bu sözlerle göğüslemeye çalışıyordum. Şimdi bol bol kendimi arıyorum. Tabii kolayca ulaşıyorum ama bu kez bambaşka bir yoğunluk. Üstelik bütün mevsimler bir arada. Sabahları genellikle kış, insan kendine bile soğuk davranabiliyor. Elinin ucundaki bir fotoğraf, duvardan usul usul inmeye başlayan güneş, bıçak gibi kesiyor kışı; şubattan ağustosa… Gazeteler dışarısının her şeyini önüne katıp koğuşa getiren bir rüzgâr. Gelir gelmez kaplıyor ortalığı… Akşamsa birkaç mevsim birden yarışır insanın bedeninde… Kalbinde ılık bir rüzgâr, beyninde fırtınalar… İnsan kendi içinde derin bir yolculuğa çıkınca, magma tabakası ne ki!..